| Değerli
misafirler, Bu dinlenme gününde bizi dinlemeyi
tercih ettiğiniz
için, aslında
bizim size teşekkür
etmemiz gerekir. Sizler burada olmasaydınız,
bu şiir
gününün bir anlamı
olmayacaktı.
Kıymetli
zamanlarınızı,
bu kıymetli
Pazar gününüzü bizimle paylaştınız,
sağolun,
varolun… Ben yine de şiir
ekibi adına
teşekkürleri
kabul ediyorum. Çünkü, burada size şiirler
okuyan, şarkılar
söyleyen bu ekip, 3 aydan fazla bir süredir
bu gösteriye hazırlanmaktaydı.
Þiir, benim işim.
Ben, görevimi, yani zaten yapmam gerekeni yaptım.
Onlar, benden çok çalıştı
ve çaba gösterdi. Ýzin verirseniz hepsine
ayrı
ayrı
teşekkürlerimi
sunmak istiyorum.
Müzik ekibi, Erman Yavuz ve Güler Aylar’dan
oluşuyor.
Güler’i hepiniz tanıyorsunuz,
Türk topluluðunun en çalışkan
üyelerinden biri, o, bir bankacı;
Erman, aslında
bir veteriner hekim; bu ikili, hepimizden çok daha
fazla yoruldu, çünkü aralıksız
gitar çalıp
şarkı
söylemek suretiyle en aðır
işi
onlar yaptı;
söyledikleri şarkıların
içinde birer tane de kendi besteleri vardı;
müzik yönetimi Erman’a, müzik ve
şarkı
seçimleri ikisine aittir.
Sevgili Kaan, UBC’de doktora öðrencisi,
sekreterya görevini üstlendi, önümüzde
arkamızda
dolaşmak
suretiyle, hepimizi derleyip toparladı,
prova organizasyonlarını
ve sunumları
o yaptı.
Sanıyorum,
o olmasaydı,
herşey
bu kadar kolay yapılamazdı.
Dr. Bahar içimizde en eski olanımız,
şair
Mehmet Çınarlı’nın
kızı;
sanıyorum
onu tanımayan
yok aranızda;
organizasyon yapmaktaki hünerlerini çekinmeden
ortaya koydu, teknik yardımlarını
hiçbir zaman esirgemedi.
Benimle birlikte şiir
okuyanlar, Eylül Arslan, Çağrı
Yavuz, Þeyda Taylanlı
ve Bahar Çınarlı,
şiir
okumalarını;
müzisyenler, yaptıkları
müziði, haftalarca bana beğendirmeye
çalıştılarlar
ve benim bütün kaprislerime katlandılar.
Çağrı,
sevgili Erman’ın
eşi
ve o bir tiyatro öðrencisi; sanıyorum
Þeyda’yı
da yakından
tanıyorsunuz,
şiir
ekibine en son o katıldı,
ama, şiir
okumada hepimizi sollayıp
geçti, mesleðinin maliye ve muhasebe olduðu
söyleniyor, fakat, ben onun kendisini herkesten saklayan
gizli bir tiyatro sanatçısı
olduðunu düşünüyorum;
Eylül, benim kızım,
lise 11’inci sınıf
öðrencisi, en fazla onun kulağını
çektim. Þeyda’nın
yaptıðı
tahinli kabak tatlılarının
hepimize güç verdiğini
de söylemeliyim( bu arada Kaan’ın
kendi elleriyle bizim için yaptığı
poğaça
ve kekleri de unutmamız
mümkün deðil); ayrıca
Çağrı,
tiyatro bilgilerini bizimle paylaştı,
sahne tasarımını
yaptı
ve yönetti. Ben, sunuş
metinlerini ve tiyatral tekstleri yazdım,
şairlerden
dizeler, şiirler
seçtim ve sanat yönetmenliği
yaptım.
Böyle söylemekle birlikte, ortaya çıkan
sanatsal ürün, hepimizin ortak eseridir. Tüm
şiir
günü ekibine ve bize destek veren herkese, katkılarından
dolayı
Türk şiiri
adına
çok çok teşekkür
ederim.
Değerli
misafirler, yorulduğunuzu
biliyorum. Ama, affınıza
sıðınarak
birkaç dakikanızı
daha alacağım.
Çünkü, asıl
söylemem gerekenleri henüz söylemedim.
Ýzninizle, dilimizle ilgili çok kısa
bir konuşma
yapacağım.
UNESCO 2008 yılını
Kaşgarlı
Mahmut yılı
ilan etti. Ýçinde bulunduðumuz 2007
yılı
ise, Mevlana yılı.
Kaşgarlı
Mahmut, bilinen en eski Türk dilbilimcisi, 11. yy’da
yaşamış.
Ünlü eseri “Divan-ı
Lügat- ı
Türk” kapsam ve yetkinliğiyle
dünyanın
en eski sözlüğü.
Bu sözlüğü
okuyanlar Türk dilinin dünyanın
en eski ve en köklü dillerinden biri olduğunu
hemen anlarlar.
Bugün dünyada Türkçe konuşan
29 Türk devleti var. Bu, dünya üzerinde
birbirine dil baðıyla
baðlı
29 Türk halkının
varolduğu
anlamına
gelir. Hepsi Türkçeden besleniyor ve Türkçeyi
zenginleştirmeye
devam ediyor… Araştırmacılar,
Türkçenin en az 3- 5 bin yıllık
bir dil olduðunu söylüyorlar. Birçok
Batı
dili edebiyatının
en fazla 4- 5 yüzyıllık
bir geçmişe
sahip olduğu
düşünülecek
olursa, dilimizin büyüklüðü ve
derinliği
kendiliğinden
ortaya çıkacaktır.
Ýşte
“Divan- ı
Lügat- ı
Türk”, yazılalı
1000 yıldan
fazla bir zaman olmuş.
Türklerin Anadolu’daki varlıðı
bundan da fazla. Ýstanbul’da Süleymaniye
Kütüphanesi’nde 1300- 1400 yıllık
el yazması
eserlerimiz var. Bunlar bizim koruyabildiklerimiz, elimizde
mevcut olanlar… Þüphesiz bir yerlerde
daha eski elyazması
eserlerimiz de var… Kaşgarlı
Mahmut, Türkçenin o zaman ki kelime daðarını,
tüm Türk boylarını
dolaşarak
derlemiş
ve yazılı
hale getirmiş.
Divan- ı
Lügat- ı
Türk’ün derlendiği
tarihten önce de Türklerin çok geniş
bir coğrafyada
binlerce yıldır
yaşadığı
düşünülecek
olursa, Türkçe edebiyatının
derinliðiyle ilgili tablo iyiden iyiye ortaya çıkar.
Büyük Yunus Emre, bundan yaklaşık
8,5 asır
önce 13. yy’lın
ortalarında
yaşadı.
Yunus’un şiirlerinde
kullandığı
dil hemen hemen bugünkü konuştuğumuz
dile yakındır.
Kıyas
kabul etmez, ama Yunus Emre’mizi, Ýngiliz
dilinin en büyük edebiyatçısı
Sheakspire’le kıyaslarsak,
aralarında
300 yıllık
bir zaman farkının
olduğunu
görürüz. Bu, hem dil, hem de edebiyat derinliğinin
büyük olduğu
anlamına
gelir. W. Sheakspire 16. yy’da(1564) yaşadı.
Eserlerinde kullandığı
Ýngilizce bugünkü Ýngilizceye
göre bir hayli arkaik kalmaktadır.
Divan- ı
Lügat- ı
Türk’ü okuyanlar, binlerce yıl
önce de Türklerin at’a at, ot’a
ot, yol’a yol dediklerini göreceklerdir. Sözü
fazla uzatmayayım.
Bugün burada şiirlerini
okuduğumuz
30 şair,
ki onların
her biri daha niceleriyle birlikte modern Türk şiirinin
Simurg’larıdırlar
ve aynı
zamanda nice Yunus’ların,
nice Mevlana’ların
torunlarıdırlar.
Þairlerimizle, dilimizle, güzel Türkçemizle
herzaman gurur duyabiliriz. Dilimizi sevelim ve koruyalım…
Unutmayalım
ki dilimizi korumak, vatanımızı
korumakla eş
değerdedir...
Bir başka
şekilde
söylersem, dilimizi kaybetmek, vatanımızı
kaybetmek demektir. Sözlerimi, “Yaşasın
Türkçe!... Yaşasın
Türkiye!.... “, diyerek bitiriyorum.
Geldiğiniz
için teşekkür
ediyor, hepinizi yürekten sevgi ve saygıyla
selamlıyorum.
Herkese iyi pazarlar diliyorum.
Osman HAKAN A.
|